19 Ekim 2018 Cuma - 14:02:32

SON DAKİKA

BACK TO BACK

ENİS ÇANLI

5 Haziran 2018 Salı | 441 Okunma


İçimiz dışımız siyaset. Hepimize gına getirdiler. Bizim dışımızda, ama ciddi olarak ucu bize dokunan bir konuyu yazayım istedim. Sizlere birazda mesleki lügat parçalayalım.

Başlıkta gördüğünüz İngilizce terimin bankacılıktaki tam açılımı “back to back akreditif”. Yani “geriye dönüş akreditasyonu” demek.

Çok teknik terimlere boğmadan ve siz okurları da sıkmadan biraz ekonomimizin karanlık ve esrarengiz tarafını yazalım.

Bu yöntem genellikle bizim gibi ülkelerde kredi derecelendirme kurumları, bankacılık sektörü, yabancı ve yerli sermaye guruplarının ve de sanayicimizin bir çeşit sessizlik içinde yürüttükleri parasal operasyonlardır.

Temel gaye, ekonomik yapısı kırılgan, sermaye yapısı güçsüz ülkelerin ekonomilerinde, faiz+libor+döviz kuru gibi hamleleri kontrol etmek. En önemli noktası ise, azınlıkta da olsa yerli ve yabancı sanayici ile sermaye guruplarının parasal güçlerini denetim altında tutmak. Örneğe ihtiyaç yok, zaten yaşıyoruz.

           YANLIŞ HESAP BEŞTEPE’DEN DÖNDÜ, DUVARA TOSLADI

2002-2014 arası tam 12 yıllık AKP iktidarında sözüm ona “dalgalı”, ama sabite yakın duran döviz kuru ile (2002 yılı dolar 1.68 Tl., 2014 yılı dolar 2.07 Tl.) yurtdışından inanılmaz “sıcak para” girişi oldu. Dövizler anında konvertible edildi. Tl. olarak her çeşit fon ve İMKB’de hisse alımlarına yöneldi.

2001 krizi öncesi yaşanan hastalığın benzeri durum, bu sefer “düşük enflasyon oyunu” olarak karşımıza çıktı. Sıcak paraya çok yüksek ve anlamsız faizler ödedik. R.T. Erdoğan’ın Merkez Bankasına faizleri yüksek tuttuğu için kızmasının sebebi de bu.

Yalnız “Reis’i” esas yanıltan Devlet İstatistik Kurumunun yanlış enflasyon verileridir. Tahta nalın, ping pong topu, çalı süpürgesi, eşek semeri, beygir yuları gibi cari olmayan kalemlerle hesaplanan enflasyonu, siz düşünün artık.

Diğer yanda inanılmaz rakamlardaki cari açığımız, bütçenin delinmesi ve ciddi açıklar vermesi, kredi kart temerrüt borçlanması ve aşırı faiz yükü, devlet istikraz borçlanmaları, hepimizin boynuna yuları geçirmiş oldu.

                     SAĞMAL VATANDAŞ

Back to back sistemine geri dönecek olursak;

Hükümetin ne zaman likit dövize ihtiyaç duysa ve bulma konusunda sıkıntıya düşse başvurduğu yöntemlerden birisi, ak-kara her türlü paranın ülkemize gelmesine yeşil ışık yakıyor(sadece % 2 vergi alınıyor)olması. Yurtdışında sadece kendi insanımızın, yani rantiyeci ve sanayicimizin 100 milyar doların çok, çok üstünde parası var. Hani R.T.E’nın “yurtdışına para kaçıranın canını yakarım” dediği mesele.

Pek çok sanayicimizin ülkede olduğu gibi, yurtdışında da sanayi tesisleri, işletmeleri, işleri de var. Ülkemizden ihracat sonunda elde edilen döviz ülkemize direkt olarak geri dönmüyor. O paranın aracı bankalar ile Türkiye’ye gelip, gittiği adres ise, yüksek faizli hazine fonları.

Peki, sanayicinin işletme finans ihtiyacını karşılamak için temin ettiği para nereden geliyor? Ucuz yurtdışı kredilerinden. Neden ucuz? Alınan kredi faizleri, ülkeye yabancı sermaye girişi işlemine tabi tutuluyor. Yurtiçinde krediyi getiren şirketlerin de teşvik kapsamında kurumlar vergisinden direkt düşürüldüğü için ucuza geliyor.

Krediyi veren yurtdışı aracı kurumlar, bankalar ve onların Türkiye ayakları, bizim sanayicinin karakaşına, gözüne bakar mı? Akreditasyon işlemleri esnasında teminat istiyor ve bu teminatı karşılayan “ekonomi bakanlığının talimatı” ile maalesef “bizim hazine”.

Kredi derecelendirme kurumları da bu arada kur yükselmesini ve dış borçlanmamızı, mali disiplin bozukluğunu bahane ederek, not indirerek, onlarda artı libor artışları ile kendi fon yatırımcılarının da para kazanmasını sağlıyorlar.

Geçenlerdeki yazımda sormuştum. “TÜSİAD’ın bu ekonomik çalkantılarla alakalı neden sesi, soluğu gür çıkmıyor” diye. “De la creme tabaka” hayatından memnun. 320 milyar dolar “özel sektör dış borcumuz” varmış. Bu borç sanki vatandaş yaptı. “Devlette devamlılık esastır” mantığı ile devlet çarkını döndürmek için koşullar ne olursa olsun, mutlaka parasal kaynak bulur. Özel sektör için aynısını söyleyebilir miyiz? Size inandırıcı geliyor mu? Bana ne özel sektörün borcundan” demeyin! Sebebi var!

Diyelim ki özel sektörün bu kadar dış borcu var. Peki, batarlarsa zararı kime? Hazine kefil olduğuna göre, sana, bana. Yeryüzünde gelişmiş ülkelerde olmaz da, gelişmekte olan ülkeler içinde böylesine “ahmakça” işler yapan kaç ülke vardır acaba?

Gördünüz mü gidişatımızı? Bundan sonraki adım stand-by akreditasyonudur. Arap sermayesi musluğu kapanınca, hükümette bu durumu gördüğü için stand-by antlaşması yerine Londra’da güçlü sermaye ve banka guruplarından yüksek faizli döviz bulma peşinde. Delikler 5-10 şeker fabrikası satmakla kapanacak kadar küçük değil!

2018 yılına ait günü gelen dış borcumuz için sadece faiz olarak 9.5 milyar dolar ödeyeceğiz(bir yıllık tüm tarımsal desteğin üç katı). Borçlarımızla alakalı sizleri rakamlara boğmayayım. Ararsanız internette zaten hepsi var.

Sözüm ona “İMF’ye olan borcumuzu kapattık”. Ne değişti. 16 yılda sadece kamu dış borcu iki kat arttı, 136 milyar dolar oldu. Cari açık, ihracatın yarısını geçti. İhracatımız, ithalatımızın artık yarısını bile zor karşılar hale geldi.

                   ASALAK YAŞAMLAR

16 milyon muhtaçlık noktasında insanımız var. Yaklaşık 3.5 milyon aile. “Resmen aptal sürüsü”! En az üç çocuk, evde çalışan bir tek baba. O da asgari ücrete yakın. Sonucun böyle olması normal değil mi?

Tek maaşla evlenir, karını çalıştırmazsan, “Allah verdi, Tayyip bey emretti, hamdolsun üç çocuk ellerinizden öper” diyorsan, sürünebilirsin, bence hiç mahsuru yok!

Hiç kimse ağlaşmasın! Kalifiye olup da işsiz insan yok! Hatta teknik eleman ihtiyacı had safhada!

İşsiz olanlar, imam-hatip ve düz lise mezunları ile beş para etmez ve ihtiyaç duyulmayan mesleklerde akademik eğitim almış üniversite mezunları. Çarşıdan bir ekmek almaktan aciz bu gençler de gitsinler, her yere imam-hatip okulu, yüksekokul, üniversite dolduran devlete, kendilerini yanlış yönlendiren ebeveynlerine çatsınlar.

Küçük, büyük şehir merkezlerinde alışveriş yerlerinde kalabalıklar aynı, hiç değişmiyor. Tatil hesapları yapanlar çoğunlukta. Her türlü ithal ürünü var. Kimse de “almayayım, param gavura gitmesin” demiyor.

Bizim ülkemizde “serbest piyasa ekonomisi” altında yeni bir konsept geliştirildi.

“Kim kimi kıstırırsa …… ekonomisi” bugünlerde çok revaçta.

    

 

  

ENİS ÇANLI

5 Haziran 2018 Salı | 441 Okunma

Site'de Ara

Köşe Yazarları

  • En Son Haberler

KAPTAN ATTI, TRİBÜNLER AYAĞA KALKTI
SPOR
Mutlak galibiyet parolasıyla çıktığı Şanlıurfaspor'u 3-0 farklı mağlup etmeyi başaran Manisa Büyükşehir Belediyespor'da Kaptan Ufukhan Bayraktar'ın 16. dakikada attığı muhteşem gol tribünleri ayağa kaldırdı.
18.10.2018

92

MANİSA'DA TARİHİ BİNA GÜN YÜZÜNE ÇIKTI
SIYASET
Şehzadeler Belediyesi tarafından, Akıncılar Mahallesinde yapılan Çocuk Kültür Sanat Merkezi çalışmaları kapsamında tarihi bina eski ihtişamına kavuştu
18.10.2018

87

MHP'Lİ AKÇAY'DAN GİZLİ TANIK ELEŞTİRİSİ
SIYASET
MHP Grup Başkanvekili Erkan AKÇAY TBMM'de yaptığı konuşmada mahkemelerdeki gizli tanık uygulamasını eleştirdi. Akçay "Hukuku gizli tanık tasallutundan mutlaka kurtarmalıyız" dedi
18.10.2018

78

Anket

Manisa Olay Gazetesi'nin yeni web sitesini beğendiniz mi?
Çok beğendim
Beğendim
Beğenmedim
Hiç beğenmedim
cengiz ergün
manisa haberleri
manisa büyükşehir belediyesi
manisa'da kavga
manisa seçim sonuçları
cengiz ergün
manisa haberleri
manisa büyükşehir belediyesi
manisa'da kavga
manisa seçim sonuçları
cengiz ergün
manisa haberleri
manisa büyükşehir belediyesi

Künye      Reklam      İletişim      Yasal Uyarılar     

© Copyright 2015 Manisa Olay Gazetesi
Metinleri ve görsellerin izinsiz kullanılması yasaktır.

Tasarım & Uygulama : LMD Networks