16 Aralık 2018 Pazar - 13:20:36

SON DAKİKA

YİYELİM- HASTALANALIM-ÖLELİM

ENİS ÇANLI

27 Mart 2018 Salı | 638 Okunma


Son günlerde hastanelere bir nedenle gideniniz olduysa, mutlaka fark etmişsinizdir. Polikliniklerin önü adeta ana-baba günü gibi. Tıpkı eski günlerdeki gibi. Bu işte bir acayiplik var, çözemedim. Küçük çaplı bir araştırma yaptım.

Sadece şehrimiz ve ilçelerinde değil, ülkenin her yerinde hastane, bir de hapishane yatak sayısında inanılmaz bir artış var ve yetmiyor. Yeni ve ilave kurulan yaşam destek teknolojik cihazlarla donatılan yoğun bakım üniteleri insan almıyor.

Sağlık sisteminde, insan odaklı yeni bir sıkıntı olduğu, gün gibi aşikar.

               SİSTEMİ BOZAN İNSANIMIZ

Bir zamanlar açılan sağlık ocakları insan almazken, insanımız artık acilden veya kuyruğa girerek direkt hastane polikliniklerindeki doktorlara muayene oluyor.

Aslında sebep çok basit. Kan-idrar değerlerine baktırmak, röntgen, mr, tomografi, ultrason çektirmek. Böylece var veya olası hastalıklara, evhama çare bulmak. Bir şeyi bedava veya bedavaya yakın ücrete yaparsan, suyu çıkartılıyor. Bu kadar basit. Hasta başına devletten alınan tıbbi cihaz kullanma paraları da işin başka bir boyutu.

Mantık açısından doğru gibi görünse de, uygulama açısından son derece yanlış bir sistem olduğu gün gibi aşikar. İşin bahanesi tıbben hemen hazır: “ihtiyaç olmasa cihazlar boş yere kullanılır mı”?

Bu sistemin nasıl işlemesi gerektiğini bildikleri halde uygulamada hatanın yapılmasına sebep olan ise “performansa dayalı hasta kabul ve muayene sistemi”.

   Konunun uzmanları “hasta acil durumda değilse önce sağlık ocağındaki “aile hekimine” gitmeli. Gerek görüldüğü taktirde hastaneye, uzman hekime sevk edilmelidir” diyor.

“Sağlık ocakları maalesef giderek hastaların periyodik ve raporlu ilaçları için reçete yazan sağlık kurumları haline dönüşmüş” diyenler var.

Aslında konu son derece basit bir yöntemle çözülebilir. Sağlık ocağındaki aile hekiminden sevk kağıdı almayan hasta, direkt hastane polikliniğine giderse kendisinden muayene ücreti talep edilsin, bak bakalım hastaneler miting alanına dönüyor mu? Peki, neden ses çıkaran yok? Doktorlar neden suskun?

Bizim halkımız cingözdür. Bu sefer oradan sevkini sağlamak için acillere dadanır. Onunda çaresi var. Triaj uygulaması var, bir. Eğer hastanın hali acil değilse kontrolünü yapıp evine gönderirler, iki. İş hallolur biter.

Bir konu hakkında çok şikayet duyuyorum. “Yenisi gelinceye kadar hastayı hastanede tutmak”. Hasta yakınlarına sordum. “Döner sermayeye gelir getirmek için yapılıyorlarmış” dediler.

Çok ciddi ve çirkin bir iddia. Yetkilileri mutlaka bir açıklama yapacaktır. Eğer çok azı bile doğru ise devlet, sağlık harcamalarında milyarlarca lira zarara sokuluyor demektir.

                   GIDAMI, ZEHİRMİ

Hem özel sektörde iken, hem şahsi toptan gıda ürünleri ticareti yaptığım yıllar, uzun zamandan beri de tarım ürünleri üreticisi olarak gıda-ziraat-veteriner-kimya mühendisi kadar olmasa bile, alaylı olarak temel bilgilerine sahibim. Bu beni uzman yapmıyor ama en azından insanımız ve tüketicilere ışık tutması adına birkaç cümle uyarı da bulunmama izin veriyor.

Çok rahatlıkla söylemeliyim ki, kendime, aileme, yakınlarıma bile “şunları gönül rahatlığı ile yiyebilirsiniz, tüketebilirsiniz, hamile eşinize, çocuğunuza, kendinize, yaşlı anne-babanıza yedirebilirsiniz” diyebileceğim hiçbir şey yok. Şaka gibi, insanın inanası gelmiyor.

             GIDACIMI, TERÖR ÖRGÜTÜMÜ

Çoğunuzun okuduğunu sanmıyorum. Ve de “acaba hangi firmalar onlar” deyip de listeye baktığınızı da sanmıyorum.

Tağşiş(sağlığa aykırı üretim) yapmak hep vardı. Lakin eskiden “yakalanırsam rezil olurum, ticari itibarım zedelenir, firmamın adı lekelenir” devri sona erdi. Yüzlerce ürün, yüzlerce gıda firması. Anlı şanlı firmalar bu ahlaksız tuzağın pençesinde.

Cezalar caydırıcı değil. Kontroller az. Para ve işyeri kapama cezaları komik. Hapse atılan yok.

Hiç kimse “acımasız rekabet koşulları” arkasına sığınmasın!

Bu ahlaksızlığı teşvik eden baş aktörü, kahrolası “ucuz mal alacağım duygusunu” bir türlü içinden atamayan bizleriz.

“Hayatımı riski sokmak adına, ucuz gıda alacak kadar ahmak değilim” diyen elin yabancısı kadar insan olmaktan nasibini alamamışsan, “pislik kadar değerin de olmaz”!

2.5 liraya kıymalı veya peynirli pide yediğini, 15 liraya peynir aldığını zannediyorsan, 30 gün bozulmayan yoğurdu tüketiyorsan, aylarca rafta kutu içinde duran, açıldıktan iki gün sonra kokuşan sütü çocuğuna içiriyorsan, evine reçel yerine meyve esanslı mısır şurubu alıyorsan, bunun adı “ucuza beslenme, geçim sıkıntısı” falan demeyeceksin!

Utanmadan 12 liralık sigarayı, 100 liralık içkiyi, 50 liralık interneti, 50 liralık telefonu kullanıyorsan bunun adına “keyif, tiryakilik, oda mı olmasın ya” diyebiliyorsan yiyeceksin-hastalanacaksın-sürüneceksin-öleceksin!

               UCUZ İNSAN

İnsanın hayvan kadar değeri kalmadı. Sokakta insanlar birbiri ile kavga ediyor, gücü, gücü yeteni dövüyor, öldürüyor, herkes seyrediyor. Bir hayvana şiddet uygulayan oldu mu, elli kişi müdahale ediyor.

Evde yediğin her yiyecekte, üzerinde veya içinde tarım zehri var. Sokakta ucuz satma rekabeti yüzünden satılanı yiyeceğine, çıkar ayakkabının topuğunu kemir daha iyi.

Tüm Avrupa’da kanser riski % 12, bizde % 14, vücudunda kurşun-civa gibi ağır metal birikimi ortalamasında Türk insanı uzak ara birinci.

İçiniz mi daraldı? Ya benim?

Kabuğu soyulmayan hiçbir meyveyi asla tüketmeyin. Tatmak amaçlı olarak tüketecekseniz bir gün suda bekletin, üç beş kez mutlaka yıkayın. Artık hiçbir meyvenin vitamini “kabuğunda değil”miş gibi yapın, mutlaka soyup da yiyin. Yoğurdunuzu evde yapın! Çocuğunuza meyveli yoğurt, cips asla yedirmeyin! Sokakta kızartma patates veya balık asla yemeyin!

Light ürün bir tuzaktır! Katkı maddesi ile beyazlatılan ekmek külliyen zarardır. Kaba veya ince kepek hayvan işkembesine uygun yiyeceklerdir. İnsan midesi için son derece zararlıdır. Asla tüketmeyin! İçinde razmol( çok ince ve az kepek ihtiva eden kısmı) olan ekmek tüketin!

En önemlisi pazardan ne sebzesi alırsanız alın, su da uzunca bir süre bekletin, yıkayın, ondan sonra doğrayın, pişirin veya çiğ yiyin.

Eskiden bakliyatlar kurtlanırdı, ayıklanırdı. Şimdi hiçbirisinin içinde kurt, böcek yok! Neden mi?

Silo veya ambarlarda insektisit, yani “böcek ilacı” ile ilaçlanıyor. Çaresi, hanımlar bir gün veya 3-5 saat öncesinde ılık suda kabarmasını sağlamadan önce, bakliyatlarını soğuk suda ovalayarak, adamakıllı yıkasınlar.(Sıcak suda değil). Sonra ılık suya koyarak bekleyebilirler. Yapmazlarsa ilk ılık suda zehri içine çeker.

Çok acı bir tablo ile karşı karşıyayız. Maalesef neredeyse her ailede bir kanser vakası var. Teknoloji ve hastalıklardaki gelişmeler hem hızla, hem de birbirleri ile yarışıyor.

Allah yardımcımız olsun!

 

ENİS ÇANLI

27 Mart 2018 Salı | 638 Okunma

Site'de Ara

Köşe Yazarları

  • En Son Haberler

MANİSA'NIN ULAŞIMI MASAYA YATIRILDI
GÜNDEM
İl genelinde gerçekleştirdiği Ulaşımda Dönüşüm Projesi ve Ulaşım Master Planı ile Manisa'da ulaşım noktasında önemli adımlar atılmasını sağlayan Manisa Büyükşehir Belediyesi bu doğrultuda çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor
14.12.2018

201

YEREL SEÇİM İÇİN İSTİŞARE ZİYARETİ
SIYASET
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün, MHP Ahmetli İlçe Teşkilatını ziyaret etti. Başkan Ergün, yerel seçimler öncesi partililerle istişarede bulundu
14.12.2018

205

BAŞKAN ERGÜN'E PANKARTLI KARŞILAMA
SIYASET
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Cengiz Ergün, Ahmetli ilçesinde muhtar buluşmasının ardından, ilçeye kazandırılan prestij caddelerinde incelemelerde bulundu
14.12.2018

202

Anket

Manisa Olay Gazetesi'nin yeni web sitesini beğendiniz mi?
Çok beğendim
Beğendim
Beğenmedim
Hiç beğenmedim
cengiz ergün
manisa haberleri
manisa büyükşehir belediyesi
manisa'da kavga
manisa seçim sonuçları
cengiz ergün
manisa haberleri
manisa büyükşehir belediyesi
manisa'da kavga
manisa seçim sonuçları
cengiz ergün
manisa haberleri
manisa büyükşehir belediyesi

Künye      Reklam      İletişim      Yasal Uyarılar     

© Copyright 2015 Manisa Olay Gazetesi
Metinleri ve görsellerin izinsiz kullanılması yasaktır.

Tasarım & Uygulama : LMD Networks